30
Oca

Depreme ne kadar dayanıklıyız?

Gündemimiz DEPREM!!!! 

Şimdi şu soruyu kendimize soralım.

İkamet ettiğimiz yapımız depreme dayanıklı mı?

Sevdiklerimizin ikamet ettiği yapımız kaç şiddetinde bir depreme dayanıklıdır?

Çalıştığımız şirket binası depreme dayanık lımı?

Yukarıda yazılan soruların cevaplarını nasıl öğrenebilirim? Ne yapmam gerekiyor sorularını cevaplamaya çalışacağım

Bugünlerde aklımızı, fikrimizi benliğimizi Elazığ’da, Malatya’ da yaşanan deprem mağdurlarının ihtiyaçlarını bir nebze onlara yardımcı olabilmek adına Sinop Dernekleri Federasyonu olarak yardım etkinliği düzenledik. Katılım sağlayan, emek veren, yardımını esirgemeyen bütün vatandaşlara, şirketlere, siyasetçilere teşekkürü bir borç bilirim. Sağ olun, var olun. İyi ki varsınız.

Bizler balık tutmaya muhtaç iken, balık tutmaya takatımızın kalmadığı şuan da balık verdiğiniz için çok teşekkür ederiz. Yaralarımızı sarmaya başladık. Artık önümüzde ki en kısa günlerde balık tutmasını öğretmenizi de en kalbi duygularımız ile istiyoruz.

Depremin yaraları sarılıyor. Yıkılan binaların altından kurtarılan 47 kişinin sonrasında da psikolojik destekte bulunulması gerekliliğini de unutmayalım. Elâzığ ve Malatya’ da etkili olan 6,8 şiddetindeki depremde vefat eden 41 kişiye Allah’tan rahmet, 1.607 yaralı kişiye Allah’tan şifa, geride kalanlara da sabırlar dileriz.

Şimdi şu soruyu soralım kendimize depremlerde niçin ölüyoruz.?

Binaları kaçak yapıyoruz. İlimden, bilimden, teknolojiden habersiz olarak kaçak bir kat daha çıkmak için can atıyoruz. Sonrasında deprem oluyor ve canımızdan ölüyoruz.

Japonya’ da deprem oluyor bu ülkede insanlar neden ölmüyorlar?

Çin’ de deprem oluyor bu ülkede insanlar neden ölmüyorlar?

İmar Barışı yaptırdık binalarımız neden yıkılıyor artık yasal halede geldi kaçak yapılarımız ona rağmen neden ölüyoruz?

İmar Barışı ve Kat mülkiyeti kaçak olan, yapı ruhsatı olmayan, iskanı olmayan yapıları düzeltmek, yapımızı depreme dayanıklı hale getirmiyormuş demek ki bu bizim için inşallah çok iyi bir ders olur diye umut ediyorum.

Şimdi Karadeniz fıkralarını bir kez daha hatırlayalım. Acılarımızın üstüne 1999 yılındaki büyük deprem sonrasında konu edilen fıkrayı analım biraz.

Deprem olduğu zaman hakim savcı mahkeme kuruldu. Arıyorlar müteahhitti tutuklayacaklar. Ama nerde hepsi kaçmış.

Hakim dedi ne yapacağız?

Savcı dedi ki hakim bey mahkeme kuruldu ise o zaman bunu formalite yapalım.

Kumu tutuklayalım. Kumu götürüyorlar mahkemeye. Kum diyor ki beni tutuklayamazsınız. Ben binanın sıvasını yapmışım. Benim ile alakası yok bu işin. Hakim bey doğru diyorsun senle bir alakası yok bu işin diyerek beraat ettiriyor.

Kimdir suçlu çakıl suçludur ana madde odur diyor kum. Hakim talimat veriyor çakılı getirin. Çakıl geliyor. Çakıl ağlamaya başlıyor. Hakim bey ben ana maddeyim ama bizi bir arada tutan çimento var onu tutuklayın diyor. Hakim bey doğru diyorsun diyerek beraat ettiriyor ve talimat veriyor çimentoyu getirin diyor.

Çimento geliyor Hakim bey tamam ben ana maddeyim bir araya tutuşturuyorum ama benim tutuklayamazsın diyor. Hakim bey neden diye soruyor. Çimento hepimizi bir araya tutuşturan demir var diyor. Odur suçlu onu tutuklayın Hakim bey binanın yıkılmasına odur sebep diyor. Hâkim bey haklısın tamam senide beraat ettiriyorum diyor ve talimat veriyor.

Demiri getirin. Demir geliyor huzuruna ve Demir’e seni tutukluyorum diyor hâkim bey. Demir hâkim bey beni tutuklayamazsınız diyor. Hakim soruyor niye??

Demir cevap veriyor. Olayın gerçekleştiği yerde ben yok idim diyor.

Suçlu yok. Ne yazık ki.

Ama mağdur çok her koyunun kendi ayağından asıldığı güzelim Türkiye’min yurttaşları olarak kendi yaralarımızı, yine kendimiz saracağız. Bilinçleneceğiz. Paramızı değil canımızı, diğer insanların canını düşüneceğiz. Sorumluluklarımızı yerine getireceğiz. Yüce mecliste çıkaracağı kanun ile depreme dayanıklı hale getirerek yapımızı bir daha bu acıları yaşamayacağız. Akıllı olacağız. Anlık kazanları değil, insan olduğumuzu ve o depreme dayanıksız yapıların altında nice insanların can verdiğini unutmayacağız. Ve bunu bir daha sebebiyet vermeyeceğiz. Bizler kendimize gayrimenkul hastanesi diyoruz. Çalışanlarımız da gayrimenkul doktoru olarak hizmet veriyorlar. Hepsi birbirinden bilgili ve tecrübeli bir kadroya sahibiz. Yapımızın hastanemize gelemediği için bizler doktor olarak hastanın ayağına gidiyoruz. Çekap yapıyoruz. Tahlil ediyoruz. Semptom’ lara bakıyoruz. Sorunları birer birer tespit ederek çözümler üretiyoruz.

Sizinde yapınızın bir hastalığı olduğunuz düşünüyorsanız. Bizim ile iletişime geçmekten çekinmeyiniz.

E&M Mimarlık olarak bilmek hayat kurtarır diyoruz. Soru ve önerileriniz bizler için çok değerli. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere.